30 Haziran 2016 Perşembe

Mebbis İl Dışı Atama Başvuruları Ekranı MEB

Mebbis Özür Grubu Tercih İşlemleri

Yönetici Meb Giriş Sayfası 2014 - MEB PERSONEL Mebbis Meb ...

Giriş Haberleri - Meb Personel Meb Tefbis E Okul PERSONELMEB.NET

www.personelmebhaber.net/haberleri/giriş

Giriş Haberleri - Meb Personel Meb Tefbis E Okul PERSONELMEB.NET.

Mebbis Giriş Öğretmenlerin Il Dışı Atama Başvuru Ekranı 2016 ...

www.personelmebhaber.net/.../mebbis+giriş+öğretmenlerin+il+dışı+atama+başvuru+e...

16 Haz 2016 - Mebbis Giriş Öğretmenlerin Il Dışı Atama Başvuru Ekranı 2016 Haberleri - MEB PERSONEL Mebbis Meb Personeli E Okul PERSONELMEB.

Eba Giriş Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis E Okul ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/eba+giriş

28 May 2016 - Eba Giriş Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis E Okul ... EBA Öğrenci Girişi | EBA Kurs - Giriş -EBA Kazanım Testleri - EBA ...

Mebbis Giriş Öğretmenlerin Il Dışı Atama Başvuru Ekranı 2016 Haberleri

www.personelmebhaber.net/.../MEBBİS+Giriş+Öğretmenlerin+İl+Dışı+Atama+Başvur...

16 Haz 2016 - Mebbis Giriş Öğretmenlerin Il Dışı Atama Başvuru Ekranı 2016 Haberleri - MEB PERSONEL Mebbis Meb Personeli E Okul PERSONELMEB.

Eba Giriş Haberleri - Meb Personel Meb Tefbis E Okul ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/EBA+GİRİŞ

EBA Öğrenci Girişi | EBA Kurs - Giriş -EBA Kazanım Testleri - EBA HABERLERİ. 28 Mayıs 2016, 20:28 0 Yorum ...

Aöl Sınav Giriş Yerleri Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/aöl+sınav+giriş+yerleri

7 Haz 2016 - Aöl Sınav Giriş Yerleri Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis E Okul PERSONELMEB.NET.

Aöf Final Giriş Belgeleri Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/AÖF+FİNAL+GİRİŞ+BELGELERİ

3 Haz 2016 - Aöf Final Giriş Belgeleri Haberleri - MEB Personel MEBBİS Meb Tefbis E Okul PERSONELMEB.NET.

Yönetici Meb Giriş Sayfası 2014 - MEB PERSONEL Mebbis Meb ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/Yönetici%20Meb%20Giriş%20Sayfası%202014

Yönetici Meb Giriş Sayfası 2014 - MEB PERSONEL Mebbis Meb Personeli E Okul PERSONELMEB.NET.

MEB PERSONEL Mebbis Meb Personeli E Okul PERSONELMEB.NET

www.personelmebhaber.net/.../Nöbet+tutulan+süre+ne+kadar+olursa+olsun+2+saat+ek...

Üye Girişi .... FLAŞ, ÖĞRETMENE SÜRGÜN VEKİLE KIYAK! Kamuya girişte bütün memurlara güvenlik soruşturması. Kamuya girişte bütün memurlara güvenlik.

Düzenleme Haberleri - Meb Personel Meb Tefbis E Okul ...

www.personelmebhaber.net/haberleri/+Düzenleme

17 May 2016 - EBA Öğrenci Girişi | EBA Kurs - Giriş -EBA Kazanım Testleri - EBA ... EOkul Mobil E-Okul Veli Giriş VBS MEB E-Okul Eokul HABERLERİ.

Öğretmenlerin 2016 Yılı İller Arası İsteğe...

29 Haziran 2016 Çarşamba

TEOG sınavı Yerleştirmeye Esas Puanları (YEP) açıklandı

 Bu sonuçların ardından öğrenciler, yerleştirme ve tercih işlemleri ile ilgili olarak illerde oluşturulan tercih ve yerleştirme rehberlik komisyonlarına müracaat ederek gerekli bilgiyi alabileceklerdir. Okullarda tercih ve yerleştirme işlemlerinde rehberlik yapmak maksadıyla rehber öğretmen görevlendirmesi yapılmıştır.

Öğrenciler, 15-25 Temmuz 2016 tarihleri arasında 25 okula kadar tercih yapabilecek ve okul müdürlüklerine müracaat ederek tercih işlemlerini onaylatacaklardır. Tercih işlemi okul müdürlüklerine onaylatıldıktan sonra işlem tamamlanmış olacağından; öğrencilerin, tercihlerinde yapmayı düşündükleri değişiklikleri okul müdürlüklerinde onaylama işleminden önce yapmaları gerekmektedir.

Tercih işlemleri tamamlandıktan sonra 8 Ağustos 2016 tarihinde yerleştirme sonuçları ve boş kalan kontenjanlar açıklanacaktır. Buna göre; 9-15 Ağustos 2016, 19-23- Ağustos 216 ve 26-31 Ağustos 2016 tarihlerinde yerleştirmeye esas nakil işlemleri gerçekleştirilecektir. 5-8 Eylül 2016 tarihleri arasında ise, il/ilçe yerleştirme ve nakil komisyonlarınca nakil tercih başvurularının alınması gerçekleştirilecektir. 9 Eylül 2016 tarihi itibarıyla yerleştirme işlemleri tamamlanacaktır.

Yerleştirmeye Esas Puanlar, www.meb.gov.tr adresinden öğrenilebilir. TIKLAYINIZ

Mebbis

Mebbis.meb.gov.tr adresini ziyaret ediniz  http://mebbis.meb.gov.tr

Devlet Kurumlari Modülü 

e-Yatırım İşlemleri 

Meis Modülü 

Meis Sorgu Modülü 

e-Alacak Modülü 

e-Burs Modülü 

Evrak Modülü 

Tefbis 

Kitap Seçim Modülü 

Döner Sermaye Modülü 

EgiTek Sınav Modülü 

Sosyal Tesis Modülü 

e-Mezun 

İlköğretim Kurum Standartları Modülü 

MTSAS Modülü 

Özel Öğretim Kurumları Modülü 

Özürlü Birey Modülü 

RAM Modulu 

TKB Modülü 

Beden Eğitim Spor İzcilik 

Performans Yönetim Sistemi 

EBİTEFO-BİTEFO Modülü 

MEB İnternete Erişim Modülü 

Öğretmenevi Faaliyet Modülü 

Faaliyet Modülü 

Yönetici Modülü 

Okul Gelişim Programı Modülü 

Mal,Hizmet ve Yapım Harcamaları

25 Haziran 2016 Cumartesi

Şikayetvar.com ANKET DOLANDIRILIĞI

 

Böyle saçma bir konuyla ne kendimi ne de okuyacak kişiyi meşgul etmek isterdim ne de blogumda böyle konunun kalabalık etmesini isterdim. Ama problem sadece bir firma değil, bir dünyagörüşü. Kıymetli okuyucu, vaktin kıymetliyse okuma.

 

Sikayetvar.com ilk çıktığında sevinerek karşıladığım bir siteydi. Belki o zamanlar kaliteli bir hizmet sunuyordu. Kâr amacı gütmüyor diye orda burda tanıtımını yapıyor, gurur duyarak bahsediyorduk. Bir gün ŞikayetVar anket çalışmamız olacak deyince de büyük bir güvenle hemen kabul ettim. İnternetteki anket siteleri dolandırırdı ama şimdi ŞikayetVar kalitesi dedim. Birinci anket, ikinci anket derken bir terslik olduğunu farkettim. Anketle para kazanmak mümkün değildi. Bu da bir dolandırıcılıktı. Anket uygulamasından çıkmak için ŞikayetVar'da bir düğme aradım, bulamadım. Hiç uğraşmayayım, ŞikayetVar'dan üyeliğimi tamamen sileyim dedim bari bunun düğmesi varken dedim.

 

Üyeliğim dört aydır silinmemişti. ŞikayetVar'dan anket mailleri gelmeye ve geldikçe de sinir bozmaya devam ediyordu. Spam olarak işaretlesem ben kafamı dinleyeceğim ama dolandırıcılık yüzsüz yüzsüz devam edecekti. Dolandırıcılığı hem millet bilsin, hem de bu mailler bir son bulsun dedim ve ŞikayetVar Anket'i 29 Temmuz 2010 tarihinde sikayetvar.com'a şikayet ettim. İlk ve tek şikayetimin metni şöyle:

 

 

Sikayetvar Anket dolandırıyor

 

sikayetvar.com sitesinin anket uygulamasına vaat ettikleri gibi para kazanırım ümidiyle katılmıştım. Ancak kandırmaca olduğunu farkettim. Anket maili geldikten bir saat sonra belirlenen katılımcı sayısına ulaşıldı diye ankete kabul edilmiyorum. Ankete kaç kişinin alındığı belli değil. 10.000 katılımcıdan 100 tanesi ankete alınsa güvenilir bir anket çıkar herhalde. 10.000 kişiyi kullanıp 100 kişiye anket katılım parası ödemeyi etik bulmuyorum.

 

Anketlerden elde edilen paranın hesaba yatması için belli bir miktar para toplamanız gerekiyor. Ayrıntıları hiçbir yerde yazmıyor ama aklımda 20 lira olarak kalmış. 20 lirayı toplayabilmek için 20 kuruşluk 100 anket doldurmak gerekiyor. Ortalama 10 günde bir anket açıldığını hesaba katarsak 100 anket 1000 günde yani 2,5 yıldan fazla bir sürede tamamlanabiliyor. Bu hesap açılan her ankete katılabileceğimiz varsayılarak yapıldı. 2 anketten birine katılabilsek 20 lirayı almak 5 yıldan fazla sürecek. Ama 10 anketten birine bile katılamıyoruz.

 

Bu hesap üzerine artık "yeni anket var" maili gelmesin diye sikayetvar.com sitesinin Anket uygulamasından çıkmak için bir link aradım. Hiçbir ayar hiç bir ayrıntı yok. Sitenin tümünden üyeliğimi silmek için üyeliği iptal ettim. "yeni anket var" mailleri gelmeye devam ediyor. Meğer üyelik iptal başvurum alınmış ve dört aydır öyle bekliyor.

 

Artık anket maili gelmesini istemiyorum.

 

 

Bir ay sonra şikayetiniz işleme konuldu diye yazmışlar:

 

 

Şikayetiniz Dikkate Alınmıştır

 

Sayın kullanıcımız,

Şikayetiniz dikkate alınmıştır. Gerekli değerlendirme ve düzenlemeler gerçekleştirilecektir.

Saygılarımızla

Sikayetvar.com

 

 

Ve aynı açıklamayla şikayetimi reddetmişler. Anlayacağınız şikayet hiç yayınlanmadı. Şikayetimin üzerinden 14 ay geçmiş, hala anket mailleri geliyor. Üyelik iptali talebim de on sekizinci ayını dolduruyor.

 

Değerli okuyucu, aklın varsa anket uygulamalarına itibar etme. Yukarıdaki şikayette teorik olarak bir hesap yapmıştım. Aradan geçen bir sene bu hesabı doğruladı. ŞikayetVar Anket'te ilk anketin yüklendiği 06 Nisan 2010 tarihinden bugün 6 Ekim 2011 tarihine kadar geçen 18 ay süre içerisinde toplam 12 anket hazırlanmış. İlk 11 anketin ücretleri anketler kısa olduğu için 0,40 TLnin altındaydı. Sonuncusu uzun olduğu için ücreti 0,40 TL. Hadi hepsi en yüksek fiyat 0,50 TLden olsun ve farzedin ki her ankete katılabildim. Bu 18 ay, yani bir buçuk yılda ancak 6 TL toplayabilmiş olurum. Bu hesapla paranın 20 TLye ulaşıp hesabıma yatabilmesi için de yaklaşık 5 yıl anket işiyle uğraşıyor olmam gerekecek. Bu da aylık 30 kuruş falan ediyor. İki ayda bir ekmek parası çıkarırsınız belki.

 

Şimdiye kadar 0,50 TLden bir anket bile açılmadığını ve anketlerin yarısına bile katılmanın zor olduğunu hesaba katarsanız akıllı adamın yapacağı iş değil. Gidin hamallık yapın daha iyi.

 

Sadece anket değil, şikayet ve çözüm mekanizması da insanı aptal yerine koyuyor. Müşteri dostu firmalar listesinden bankaların ve kodaman şirketlerin eksik olmaması ŞikayetVar'ın nasıl bir dönüşüm geçirdiğini göstermeye yeter. Bir banka şikayeti... Sonuç gülen bir baloncuk ve altında çözüldü işareti. Yalan! Utanmadan şöyle çözdük diye yazmışlar:

 

 

Sayın ***'in şikayeti hakkında ,

 

Müşterimize konu hakkında email ile detaylı bilgilendirme yapılmıştır.

 

 

Saygılarımızla,

 

*** BANKASI A.Ş .

HAKLI MÜŞTERİ HATTI

444 0 338

 

 

Bu bankanın incelediğim bütün şikayetleri böyle çözülmüş. Bir tane de bir GSM şebekesinin garip çözüm yönteminden örnek verelim. Şikayet oldukça basit ve açık:

 

 

*** Kocaeli'de Çekmiyor!

 

Yeni taşındığımız yerde İzmit'in göbeğinde telefonum çekmiyor. Sürekli cam kenarında tutmak zorundayım ve konuşurken sürekli telefon kesiliyor.

Şikayet kaydı oluşturmama rağmen hiçbir değişiklik yok.

 

 

Çözüm ise dalga geçer gibi:

 

 

Sayın Yetkili,

 

İlgili kayıtta yer alan konunun çözümlenmesi ve müşteri memnuniyetinin sağlanması açısından gerekli tüm inceleme ve işlemler yapılmıştır. Müşterimiz 05.10.2011 tarihinde aranmış, ancak kendisine ulaşılamamıştır. Müşterimize ulaşılamadığı ve *** Müşteri Hizmetleri’mizi arayarak konu ile ilgili detaylı bilgi alabileceğine dair kısa mesaj gönderilmiştir.

 

 

Müşterilerimiz her türlü talep ve soruları için *** ** ** numaralı *** Müşteri Hizmetleri'mizi haftanın 7 günü 24 saat arayabilir.

 

 

Saygılarımızla,

 

*** İletişim Hizmetleri A.Ş.

Müşteri Hizmetleri

 

 

Adam telefonunun çekmediğinden bahsetmiş zaten. Bir kısa mesaj göndererek Kocaeli'de çekmeye başlayan GSM şebekesini tebrik ediyoruz, ŞikayetVar yetkililerini de. Bir şikayet kaydı oluşturarak anında Kocaeli'ne baz istasyonu dikilmesini bekleyen adamı da, bu saçmalığı yazan kendimi de, bunu okuyanı da tebrik ediyorum.

 

KAYNAK: http://bunudasorgulayin.blogspot.com.tr/2011/10/anket-dolandrclg.html

 

 

19 Haziran 2016 Pazar

KPSS tercihlerinde yer alan Programcı kadrolarına atama şartları değişti

SORU: Sayin memurlar.net 2016/1 tercih robotunda bazı programcı kadrolarında yalnız bir kaç bölüme kadro verilmesi hukuka aykırı değil mi? Ben bilgisayar mühendisliği mezunuyum benim tercih edebileceğim sadece 6 adet programcılık kadrosu var ve neredeyse onlarca bölümle ortak fakat diğer kadrolarda seçici davranılıp belli bölümlere pay edilmiş. Programcılık ön koşulunda yer alan niteliklere uygun hareket edilmemiş. Lütfen Allah rızası için bu mübarek

Ramazan'da sesimiz olup duyurur musunuz. KPSS tarihinden beri bilgisayar mühendisinin tercih edebileceği çözümleyici kadrolarında da aynı sıkıntı var. Yıllarca atama bekliyorum. Saygılarımla.

CEVAP: Programcı kadrolarında geçmiş yerleştirme dönemlerinde farklı kurumlarda aynı nitelik kodları kullanılırken bu dönemde yeniliğe gidilmiştir. Daha öncesinde programcı açıklamalarından yola çıkarak programlar/kodlar belirlendiği adaylarca da bilinmektedir. Keza çözümleyici kadroları için de bu geçerlidir. Buradan anlaşılmaktadır ki kamu kurumlarına kod belirlemede bu kadrolar için belirli bir serbestlik tanınmıştır. Ancak bu hususa ilişkin Devlet Personel Başkanlığı bir açıklama yapmamıştır. Adayların haklı bir beklentisi geçmiş yerleştirme dönemlerinde olduğu gibi çözümleyici ve programcı kadrolarında aynı kodların kullanılmasıdır. Diğer taraftan 7301 nitelik kodu programcı açıklamasına ilişkin özel koşul kodudur. Henüz ÖSYM'ce kılavuz yayımlanmadığı için programcıya ilişkin açıklamalarda değişikliğe gidilip gidilmediğini bilememekteyiz.

2016/1 KPSS tercih işlemleri 2014 puanının kullanıldığı son merkezi yerleştirmedir.

Önceki kılavuzlarda çözümleyici ve programcı kodları belli iken ve bu diğer bir deyişle kural haline gelmiş iken bu dönemde adaylar daha öncesinde açıklanmayan böyle bir durumla karşı karşıya kalmışlardır.

 

Pamukkale Üniversitesi Sözleşmeli Personel Alım İlanı

PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ

SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIM İLANI

Üniversitemiz Rektörlüğü Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkez Müdürlüğünde, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinin B fıkrasına göre istihdam edilmek ve giderleri Özel Bütçeden karşılanmak üzere, 06/06/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı'na ekli 28/06/2007 tarih ve 26566 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda Değişiklik Yapılmasına Dair Esaslar"da yer alan ek 2. maddenin (b) fıkrasına göre aşağıda belirtilen unvanda, 2014 yılı KPSS (B) grubu sınavından Lisans mezunları için KPSS(P3) ve ortaöğretim mezunları için KPSS(P94) puan sıralaması esas alınmak suretiyle, yazılı ve sözlü mülakat yapılmaksızın sözleşmeli personeller alınacaktır.

Sıra

Unvanı

Kadro

Sayısı

KPSS Puan Türü

Aranılan Nitelikler

1

Hemşire

6

KPSSP3

1. Sağlık Yüksekokullarının ve/veya Sağlık Bilimleri Fakültelerinin ve/veya Hemşirelik Fakültelerinin Hemşirelik Bölümü Lisans mezunu olmak.

2. Üçüncü basamak bir sağlık kuruluşunda 2. ve/veya 3. basamak yoğun bakımlarda en az 4 ay görev yapmış olmak.

3. İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Eğitimlerini almış olmak.

2

Hemşire

6

KPSSP3

1. Sağlık Yüksekokullarının ve/veya Sağlık Bilimleri Fakültelerinin ve/veya Hemşirelik Fakültelerinin Hemşirelik Bölümü Lisans mezunu olmak.

2. Üçüncü basamak bir sağlık kuruluşunda en az 4 ay görev yapmış olmak.

3. İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Eğitimlerini almış olmak.

3

Hemşire

6

KPSSP94

1. Sağlık Meslek Liselerinin Hemşirelik Bölümünden mezunu olmak.

2. Üçüncü basamak bir sağlık kuruluşunda 2. ve/veya 3. basamak yoğun bakımlarda en az 1 yıl görev yapmış olmak.

3. İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatı Eğitimlerini almış olmak.

Her aday yalnızca herhangi bir sıradaki kadro unvanına başvuru yapabilir.

 

İ. GENEL ŞARTLAR:

1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak,

2) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. Maddesinde belirtilen genel şartları taşımak.

3) 657 Sayılı Kanunun 53. Madde hükümleri saklı kalmak kaydı ile görevini devamlı yapmasına engel olabilecek vücut veya akıl hastalığı bulunmamak.

4) 2014 yılı KPSS (B) grubu (Lisans mezunları için KPSS(P3), Ortaöğretim mezunları içinse KPSS (P94) puanı esas alınacaktır) sınav sonuç belgesine sahip olmak.

5) Herhangi bir Sosyal Güvenlik Kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı almıyor olmak.

6) Gerçeğe aykırı belge verenler ya da beyanda bulunanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır. Atamaları yapılmış ise atamaları iptal edilecektir. Kurumumuzca kendilerine bir ücret ödenmiş ise bu ücret yasal faizi ile birlikte tazmin edilecektir.

7) Başvuracak adayların 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/B maddesinin "Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen istisnalar hariç

sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleri halinde, fesih tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kuramların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler" hükmü gereğince bu maddeye aykırı durumu tespit edilenler hakkında işlem yürütülmeyecektir.

İİ. İSTENİLEN BELGELER

1- Sözleşmeli Personel İş Talep Formu

2- 1 Adet Fotoğraf (Başvuru formuna yapıştırılacak)

3- Diploma veya Geçici Mezuniyet Belgesi

4- 2014 yılı KPSS (B) grubu sınav sonuç belgesi ve fotokopisi veya Barkodlu Internet çıktısı

5- Nüfus Cüzdanı aslı ve fotokopisi

6- Erkek adaylar için askerlik durum belgesi aslı ve fotokopisi

7- Başvurduğu unvandaki aranan nitelikleri (hastane, servis ve süreleri) gösteren belge

8- Başvurulan unvanda çalışma şartı(tecrübe); SGK Hizmet Döküm Belgesi ve alanında çalıştığına dair tecrübe belgesi. Tecrübe belgesinde işyeri sicil numarası ile o işyerinde ne iş yaptığı açıkça yazılı olmak zorundadır.

İİİ. BAŞVURU ŞEKLİ VE YERİ:

Müracaatlar ilanın gazetede yayınlandığı tarihten itibaren 15 gün içinde (mesai sonuna kadar) Üniversitemiz www.pau.edu.tr adresindeki web sayfasında bulunan Sözleşmeli Personel İş Talep Formu ve istenilen belgeler ile birlikte (noter tasdikli veya aslı görülmek üzere), Üniversitemiz Rektörlük Personel Daire Başkanlığına şahsen müracaat etmeleri gerekmektedir. Postayla yapılan müracaatlar kabul edilmeyecektir.

Başvuru ve işlemleri sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu veya eksik evrak verdiği sonradan tespit edilenler ile istenilen belgeleri ibraz etmeyenlerin müracaatları geçersiz sayılacak, sözleşmeleri yapılmış olsa dahi iptal edilecek, hakkında yasal işlem yapılacaktır.

İV. BAŞVURULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇLARI:

2014 KPSS (B) grubu puan sıralamasıyla 4/B Sözleşme yapmaya hak kazanan adayların isim listeleri, işe başlamaları için gerekli evraklar ile evrakların teslim edileceği yer ve zaman başvuru bitim tarihi itibariyle en geç 7 (yedi) iş günü içerisinde www.pau.edu.tr adresinden ilan edilecektir. Kadronun 1(bir) katı kadar yedek aday belirlenecektir. Asil kazananlardan başvuran olmadığı takdirde veya aranan şartları taşımadığı tespit edilenlerin yerine yedek kazananlardan sırasıyla yerleştirme yapılacaktır. Bu ilan tebliğ mahiyetinde olacağından, ayrıca tebligat yapılmayacaktır. Adayla hizmet sözleşmesi yapılacak olup, sözleşmede belirtilen şartları yerine getirmeyen adayın sözleşmesi 1 (bir) ay içerisinde fesih edilecektir.

Adres: Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü 2. Kat Personel Daire Başkanlığı

Kınıklı Kampüsü Pamukkale/DENİZLİ

Tel: (0258) 296 22 19 Şube Müdr. Nazlı CEYLAN (0258) 296 22 67 Bilgi.İşlt. Özgür DEDE (0258) 296 18 18 Bilgi.İşlt. Sümeyye AKKUŞ

Çocuk İstismarını Ortaya Çıkaran Öğretmene Şok Tepki:"Erkeklere bile yapılıyor, kızlara yapılmış, çok mu?"

 İzmir'de gönüllü olarak gittiği köy okulunda 22 yıldır görev yapan okul müdürünün kız öğrencileri istismar ettiğini ortaya çıkaran Saadet Öğretmen, "Kimse bu çocukların davasını üstlenmek, gereken cezayı vermek için harekete geçmek istemedi! Herkes durumu idare etmenin peşindeydi. 'Alışın Saadet Hanım, erkek çocuklarına bile yapılıyor, kızlara yapılmış çok mu!' diyen bile oldu bana. Böyle bir ülke olduk" diye konuştu.


Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Saadet Öğretmen, "Eğer bu ülkede kanun, adalet varsa, hak ettiği cezayı almalı. Onun seri bir cinsi sapık olduğuna inanıyorum. O köyde eminim daha pek çok şey anlatacak kadın var, sadece bu 6 çocukla sınır değil, 22 yıl orada gücünü kötüye kullanmış birinden söz ediyoruz. Sadece bu minik çocuklar kahramanlık yaptı" dedi.


Ayşe Arman'ın Saadet Öğretmen'le yaptığı söyleşinin bir bölümü şöyle:


Sizi tanıyalım...




-İsmim Saadet. Öğretmenim ben, eğitimciyim. Daha önce resmi bir kurumdaydım, sonra “Öğretmenliğe dönmek, mesleğimi yapmak istiyorum!” dedim.


Ne okudunuz?


-Okul öncesi eğitim öğretmenliği. Aynı zamanda halkla ilişkiler. Ama öğretmenlik hep daha ağır bastı. Hayalim de bir köy okulunda öğretmenlik yapmaktı...




Neden?


-Çünkü köy çocukların parlayan gözlerine ve o tertemiz enerjilerine bayılıyorum. Sadece biz onlara bir şeyler öğretmiyoruz, çok daha fazlasını onlara bize öğretiyor. “Köy öğretmeni olmak istiyorum” dediğimde, herkes bana, “Deli misin!” dedi, “Sen Çalıkuşu musun? Her sabah kilometrelerce yol gideceksin, üç kuruş para için değer mi?” Oysa ben özellikle daha az imkânı olan bir yere gitmek istedim. Başvurdum. Hiçbir öğretmenin tercih etmediği, yolu çok uzak olan bir köyden söz ettiler. Otobüsle bile ulaşım yok. İzmir gibi yerde böyle bir köyün olması tuhafıma gitti. “Gidip görmek istiyorum!” dedim.


Evinize kaç km. uzaklıktaydı?


-40. Barajın eteğinde bir köy. O gün çok heyecanlıydım, sanki üniversiteden yeni mezun olmuş gibi hissediyordum. Ben 38 yaşındayım, sanki o an 20’li yaşlarıma dönmüştüm.


Köyü gördüğünüz anda ne hissettiniz?


-Görür görmez sevdim! Yemyeşil, şahane bir yerdi. Ve işte o yeşilliğin ortasında, küçücük, kutu gibi bir okul gördüm. Yolunda kavak ağaçları... Tuvaleti dışarıdaydı. Yaşadığım yerlere benzemiyordu. Çocuklar etrafımı sarıp “Öğretmenim!” dediklerinde, gözlerindeki o ışıltı inanılmazdı. Vuruldum köyün ve öğrencilerin güzelliğine! O sırada köy öğretmenini gördüm. Müdür Bey. Geldi tanıttı kendini. Son derece babacan görünüyordu.


Kaç yıl oradaymış?


-“22 yıldan beri bu köydeyim!” dedi. O kadar etkileyici cümleler kullandı ki, ona inanılmaz gıpta ettim. Hayranlıkla baktım. “Ne kadar iyi bir insan, ne kadar idealist biri!” dedim. Ve göreve başladım. O köyün bir parçası da ben oldum. Benim de bir parçam oldu köy ve o güzelim minikler. Fakat zaman içinde okul müdürüyle ilgili tuhaflıklar fark etmeye başladım...




Ne gibi?


-Benim yanımda çocuklarla çok iyiydi ama dersteyken camdan dışarı baktığımda onlara çok sert davrandığını görüyordum. O melek adam gitmiş, sanki yerine başka biri gelmişti. Sonra bir gün çocuklara bağırırken denk geldim, “Ya hocam!” dedim, “Yapmayın! Bunlar çocuk. Biz, onlara güzel örnek olalım. Bizden güzel hisler alsınlar!” “Siz bilmezsiniz bu çocukları!” dedi. “Bunların anaları babaları da böyleydi! Bunlar, bu dilden anlar!” İçinde farklı bir adam yaşadığını düşünmeye başladım.


Sonra peki?


-Sonra birtakım başka şeylerden de şüphelendim. Çocukları müdür odasına kapattığını, kız çocuklarını lojmanına çağırdığını fark ettim. Bir keresinde sınıfta iki kız çocuğu yoktu. Büyükçe olanlardan. 4. sınıftan. Dediler ki, “Evine götürdü!” Ben de eve doğru yürümeye başladım. Bir baktım, çocuklar kafaları önde geliyorlar. “Çocuklar, n’apıyorsunuz, nereden geliyorsunuz?” dedim. Onlar daha cevap veremeden, koşarak arkalarından geldi müdür ve “Kapının önünü süpürttürüyordum!” dedi. Ama çocukların yüzü kıpkırmızıydı. Dedim ki, “Hocam, çocuklara kapının önünü falan süpürtemezsiniz, çağırın bir kadın, temizletin! Bunlar öğrenci, uygun bir şey değil yaptığınız!”


Herhangi bir şeyden şüphelendiniz mi?


-İtiraf ediyorum, hep tuhaflık hissettim. Çocukların yüzlerindeki ifadeler bana normal gelmedi. Eşime anlattım, “Senin hisleri kuvvetlidir ama bir kötülük olsaydı, 20 senede kokusu çıkardı bunun!” dedi. Bir arkadaşıma anlattım, “Yok ya, olamaz!” dedi. Herkes bana “Yanılıyorsun” deyince şefkat duygusuyla, diğer duyguyu karıştırmış olabilir miyim diye kendimle çelişkiye düştüm. Hatta bu tür şeyler düşünebildiğim için kendimden utandım. Birinci dönem bitti, ikincisi başladı... O müdür odasının kapısı hâlâ kilitleniyordu. Küçücük bir odaydı, ne zaman kapıyı çalsam, açılması zaman alıyordu. Açıldığında da çocuklar sağa sola bakıyorlardı. Bir terslik olduğunu hissediyordum ama ne olduğunu çözemiyordum. Çocukların bir şeylerden korktuğunu da gördüm. Hep yakınlaşmaya çalıştım, drama dersleri yaptık, sınıfın duvarlarını kumaşla kapladık, renkli minderler diktim, onlarla oyun oynadım.


Sonra?


-Sonra taktım ya kafaya, müdür odasının kilidini bozmaya karar verdim. “Burada ne oluyorsa ortaya çıksın!” dedim. Gerçekten de müdür dersteyken o topuzlu kapının kilidini bozdum. Müdürün çocukları odaya aldığı bir saatte, elimde bir tahta kalemi, “Kalemim bitmiş, sizde yedek var mı?” diye odaya daldım. Bunlar 7-8 ve 9 yaşında çocuklar. Girdiğimde çocukları göremedim ama müdürün yüzü ter içindeydi. Karşısında beni görünce telaşlandı, ne yapacağını şaşırdı. Sonra bir eğildim, masanın altında 4 çocuk. Ürkmüş gözlerini gördüm. “N’apıyorsunuz orada?” dedim. Müdür, “Oyun oynuyorlar!” dedi. “Bu nasıl bir oyun! Çıkın oradan!” dedim. “Çok edepsiz bunlar!” dedi. “Ne oyunu söyler misiniz?” dedim. Çocuklar da dedi ki, “Bu, gıdıklama oyunu, müdürümüzü gıdıklama oyunu!” Ben o zaman anladım ama anlamamazlığa vurdum, “Çocuklar hadi parka!” dedim. Müdüre de dedim ki, “Hocam, böyle oyun oynamayın çocuklarla!” ve çıktım gittim.


Adam kendini mi gıdıklatıyormuş...


-Oyun dediği o iğrençliğe böyle bir isim takmış! Parkta çocuklara dedim ki, “Bana bu gıdıklama oyununu n’olur öğretin, ben de merak ediyorum!” Anlatmaya başladılar, “Müdür, kasıklarını gıdıklatıyor, bacaklarını gıdıklatıyor, bizim göğüslerimizi ve bacaklarımızı da gıdıklıyor!” Çocuklara dedim ki, “Böyle bir oyun artık yok! Bu, doğru bir oyun değil!” “Peki oynamak istemediğimizde, o ‘ille de oynayacağım’ dediğinde ne diyeceğiz?” “Bana yollayacaksınız!” dedim. “Sen çok mu güçlüsün öğretmenim?” dediler. “Evet” dedim. “Evet doğru, sen araba kullanıyorsun!” dediler. O kadar saftılar. Artık iyice emindim çocukların cinsel istismara uğradığına ama nasıl kanıtlayacağımı bilemiyordum.


Ne boyutta bir cinsel istismardan söz ediyoruz?


-Bence boyutu bizim tahmin edebileceğimizden çok daha büyüktü! Bir gün bütün çocukları topladım: “Televizyonda birçok olay duyuyoruz. Bir iyi sevmek var, bir de kötü sevmek var. İyi sevmek, annemizin başımızı okşaması, babamızın bizi sevmesi, bize sarılması. Bu, bize güven verir. Bir de kötü sevmek var. Biri, bizim bikiniyle kapalı olan yerlerimize dokunuyorsa, ‘Bunu kimseye söyleme! Bu aramızda sır kalsın!’ diyorsa, tehdit ediyorsa, o, bizi kötü seviyor. Böyle bir şey varsa annelerimize, annelerimiz susuyorsa, öğretmenlerimize söylememiz lazım!” Ben böyle söyleyince bir sessizlik oldu. Çocuklar önce bir şey anlatmadı. Ama sonra biri yanıma geldi, o benim küçük kahramanım ve dedi ki, “Öğretmenim, beni kötü seven biri var! Sadece beni değil, sınıftan başkalarını da kötü seviyor! Biz çok fazlayız!” “Kim bunu yapan?” dedim. “Müdür” dedi. “Ne yapıyor çocuğum?” dedim. “Bizim çamaşırlarımızı indiriyor. Sonra sizin bize anlattığınız kötü şeyleri yapıyor!” Size burada anlatamayacağım kadar fena şeylerdi anlattıkları. Şok yaşadım! 7 yaşında bir çocuğun asla bilemeyeceği, bilmemesi gereken şeyler. Derken diğer kızları da çağırdık. Hepsi, birer birer anlatmaya başladı. Hepsinin anlattıkları başlı başına rezaletti. Taciz de var, tecavüz de var, bin bir türlü pislik. Dedim ki, “Bana anlattıklarınızı doktor ve polis teyzelere anlatın. N’olur doğruyu söyleyin. Hep sizin yanınızda olacağım.” “Bizi kurtaracaksın değil mi?” dediler, “Evet” dedim, “Eğer o odada olanları birilerine söylersek, çukur kazıp hepimizi oraya gömecekmiş!” dedi. Ben de onlara, “Hiç kimse size öyle bir şey yapamaz!” dedim.




Sonra ne yaptınız?


-Önce Kaymakam Bey’i aradım, izindeydi. Milli Eğitim’e haber vermeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim. Kurum her şeyden önemli ya, olayın üstünü kapatmaya çalışırlar diye. Nitekim haklıymışım, öğrendiklerinde ört bas etmeye çalıştılar. El kadar çocuklar, yok böyle insanlık dışı bir şey! Bir tanesi diyordu ki “Beni kedi gibi eğiyor, arkamdan bir şeyler yapıyor, ben korkudan altıma işiyordum!” 7 buçuk yaşında. Olabilir mi böyle bir rezalet...


Söz konusu olan 6 çocuk mu?


-Şikâyetçi olan 6 çocuk. Annelerden birini çağırdım, anlattım. Dedim ki, “Bu adam seri bir cinsi sapık. Cezalandırılması gerekiyor. Baktım anne ağlıyor, “Burada biz kaderimizle baş başayız!” diyor. “Hayır!” dedim, “Ne kaderi! Bu yaptığı suç. O, bir sapık. Üstelik mesleğini kötüye kullanıyor!” O kadar çaresizdi ki anne, anladım ki, o da, bu adamın talebesi olmuş zamanında. Hep en aciz ailelerin çocuklarını seçmiş, hiçbiri de ses çıkaramamış. Çocuklara, o müdür odasında porno da izletiyormuş. Sonra da çocukların ifadelerinden öğrendik. Ve masaya eğip, filmde gördüklerini yapmalarını istiyormuş. Çocuklardan birisinin babası, “Ben çocuğumu kurtaramadım!” diye kahrından böcek ilacı içip, intihar etmeye kalktı. Neyse ki son anda kurtarıldı. Ben de kızdım, “Kızın için ayakta durmak zorundasın!” dedim. Fakat öyle bir yoksulluk ve garibanlık söz konusu ki, maydanoz toplayarak hayatlarını kazanan insanlar, 50 lirayı biriktiremiyorlar, onlar için büyük çok para, böyle bir yokluktan söz ediyoruz. Bu arada müdürün iğrençlikleri bitmiyordu...


"Ablam ağlayarak çıkıyordu"


Ne gibi?


-Köye kargoyla cinsel güç arttırıcı ilaç getirtiyormuş. Gerçekten ben de tanık oluyordum o kargolara. Ama içinden ne çıktığını bilmiyordum tabii. Çocuklar diyordu ki, “O mavi haplardan içiyordu!” Sonra bir şeyler sürüyormuş filan. Gerisini anlatmak istemiyorum, kusasım geliyor.


Aileleri savcılığa gitmeye nasıl ikna ettiniz?


-Ben onlara, müdürü savcılığa gidip şikâyet edeceğimi söyledim. Ettim de. Sonra sivil ekipler geldi, çocukların ifadeleri alındı. Her şeyi anlatmışlar. Benim bildiğimden çok daha fazlası ortaya çıktı. Müdürün odasında porno CD’ler çıktı. İki kız kardeş anlattı. Küçük olanı dedi ki, “İkimizi lojmana götürüyordu. Ablamı odaya alıyordu. Bana çizgi film açıyordu. Ablam bir saat sonra odadan ağlayarak çıkıyordu!”


Peki bu adam ceza almadı mı?


-Aldı ama sadece tacizden... Ve bu haksızlık! O küçücük çocuklara, onların yoksul ailelerine karşı büyük haksızlık. Böyle bir sistem var Türkiye’de, eğer nüfuzlu değilsen, arkan sağlam değilse, sana yapılan haksızlık gürültüye gidebiliyor. Şimdi dava yeniden açılıyor, o zaman görecekler ki, başka şeyler de var. Çocukların hepsi dinlenmemiş. Milli Eğitim hiç bir şekilde müdahil olmamış. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olmadı. Kafalarını kuma gömdüler. O zamanki Milli Eğitim Müdürüne gittiğimde, ettiği laf, “Keşke olayı bize söyleseydin, hocayı emekli ederdik!” oldu. Kimse bu çocukların davasını üstlenmek, gereken cezayı vermek için harekete geçmek istemedi! Herkes durumu idare etmenin peşindeydi. “Alışın Saadet Hanım, erkek çocuklarına bile yapılıyor, kızlara yapılmış çok mu!” diyen bile oldu bana. Böyle bir ülke olduk! Resmen kafayı yedim. Ve bırakmadım davayı. Ailelerle birlikte koşuyordum. Tabii süreç çok yıpratıcıydı, çocukları ve ailelerin çaresizliği bana çok dokundu. Sonunda sinir uçları iltihabı oldum. Ama yine de çocuklara güç verdim, “Bu kâbus geçecek. Göreceksiniz cezasını alacak. Ben sizi hiç yalnız bırakmayacağım!” (Ağlamaya başlıyor) Fakat sonra daha fena bir şey oldu...


Ne oldu?


-Bir sabah arabamla mıcırlı bir yolda giderken kaza yaptım ve 4 takla attım. Ölümden döndüm. O arabadan nasıl sağ çıktım bilmiyor kimse. Omurgam kırıldı. Yoğun bakım filan derken, bir sene yatalak oldum. Hayatla bağlantım koptu. Dolayısıyla söz verdiğim gibi o 6 küçük kızımın davasıyla uğraşamadım. (Ağlıyor) İstemeden onları yalnız bırakmış oldum. Avukat tutamadılar. Onlara tayin edilmiş avukatlara ulaşamadılar. O arada 5 kere mahkeme heyetinin başkanı değişti. Oysa ilk başkan, “Bu dava, benim bugüne kadar bu ülkede tanık olduğum en büyük taciz davası!” demişti. Fakat sonra nedense sadece bir buçuk sene ceza aldı. Bir süre içeride yattı ve sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı...


Kazadan sonrasına dönelim... Bir sene sonra toparladınız mı kendinizi?


-Evet. Kızlarım beni ziyarete geldi, “Öğretmenim, sensiz sahipsiz kaldık!” dediler. Bu çok içime battı. Sanki onların bir suçu varmış gibi, hayatları kesintiye uğradı, perişan oldular. Oysa onların suçu yok. Bir ahlaksız adam var ortada, o cezalandırılmalı! Kötüler, arada bir de olsa cezalandırılsın, nedir bu ülkede yaşadığımız bu felaket! Sonra kendimi toparladım. Ve yeniden her yere başvurmaya başladım. Yazdım, çizdim, mail attım, olan biteni duyurmaya çalıştım. Ama bir türlü sesimi duyuramadım. Sonra Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’ye ulaştım. Size anlattığım gibi, ona da her şeyi anlattım. O beni İzmir Barosu’nun Kadın Hakları Komisyonu’ndan arayacaklarını söyledi, gerçekten de avukatlar aradılar. Alsancak’taki baroya gittim, onların Kadın Çocuk Komisyonu toplantısına katıldım ve bu durumu anlattım. Sonra hep birlikte köye, çocukların yanına gittik. Orada 10 tane avukatı bir arada görünce çocuklar nasıl mutlu oldular anlatamam. Yalnız olmadıklarını anladılar. Anneleri-babaları da mutluydu. Çocukların hepsi etrafımı sardı, elimi tuttu. Olduğu gibi her şeyi avukatlara da anlattılar...


Peki  davanın bu aşamasında siz ne istiyorsunuz?


-Eğer bu ülkede kanun, adalet varsa, hak ettiği cezayı almalı. Onun seri bir cinsi sapık olduğuna inanıyorum. O köyde eminim daha pek çok şey anlatacak kadın var, sadece bu 6 çocukla sınır değil, 22 yıl orada gücünü kötüye kullanmış birinden söz ediyoruz. Sadece bu minik çocuklar kahramanlık yaptı. Onlar benim gözümde masal kahramanı gibiler, masaldaki kötü karakteri yakalattılar. Onların tek bir dileği var, bu adamın hak ettiği cezayı alması. O zaman huzur bulacaklar, normal bir hayat yaşayacaklar. Bir pedofil o. Gücünü, mesleğini sapıklığına alet eden biri. Şu ana kadar cezası tacizden verildi, hayır efendim gerisi var, vakada tecavüz de var...


Hürriyet'te Yayımlanan Söyleşinin Tamamı

8 Haziran 2016 Çarşamba

Milli Savunma Komisyonu Başkanlığına Beyazıt Seçildi!!

TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanlığına AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt seçildi.

Komisyon Başkanvekili AK Parti Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin başkanlığında gerçekleştirilen toplantıda, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olan Faruk Özlü'den boşalan Komisyon Başkanlığı için seçim yapıldı.

Komisyon Başkanlığına AK Parti Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt seçildi.

Beyazıt, yaptığı konuşmada, İstanbul ve Mardin'deki terör saldırılarını kınayarak, hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara şifa diledi.

Hüseyin Gazi Kaykı

2 Haziran 2016 Perşembe

Üniversite girişte açık uçlu soru dönemi geliyor

Önümüzdeki yıldan itibaren üniversite giriş sisteminde bazı değişiklikler yapılması gündemde. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, Hürriyet'e üzerinde çalışılan sistemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu:

BİRDEN FAZLA SINAV ÇALIŞMASI

Hükümet programında yükseköğretime geçiş sınavlarının yılda birden fazla yapılmasına yönelik eylem planı yer alıyor. ÖSYM Başkanımız Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) birden fazla yapılması konusunda YÖK Genel Kurulu'na bir sunum yaptı. Bunu değerlendiriyoruz. Ancak ilk anda kulağa hoş gelen birden fazla sınav uygulaması, üzerinde iyi çalışılmaz ve boşluklar doldurulmazsa hukuki sıkıntılar da meydana getirebilir. Örneğin birinci YGS'de iki adaydan birisi yüksek, diğeri ona nispeten düşük aldı. YGS'de düşük alan aday, diğer sınavda daha yüksek puan aldı; ama ilk sınavda yüksek alan aday ikinci YGS'ye girmedi. Yerleştirme tek, kontenjan tek. Nihayetinde sınav bir sıralama sınavı. Adil olması için her sınava bütün adayların girmesi icap ediyor. Mevcut sistemin, bütün yetenekleri ve yeterlikleri ölçemediği gibi bazı arızi tenkitlere mahal oluyorsa da toplum tarafından adil bir düzenek olduğu kabul ediliyor. Bu değeri kaybetmememiz lazım. Eğitim-öğretimde değişiklik bilimsel bir zeminde, rasyonel nitelikte ve toplumsal bir uzlaşı temelinde gerçekleştirilmeli; adaleti ve fırsat eşitliğini de gözetmeli. Dolayısıyla kolay karar verilecek bir şey değil. Konuyu popülizmden uzak bir şekilde tüm yönleriyle konuşup, tartışıyoruz. Bir puanla binlerce adayın yer değiştirdiği sistemde değişikliğe gidilirken çok iyi düşünülüp karar verilmesi gerekiyor.

2017'DE DENEYEBİLİRİZ

Uzun yıllardır üzerinde durulan ve tartışılan çalışmalardan biri de 'açık uçlu soru' sorulması. Önümüzdeki yıl kısmi olarak açık uçlu sorulara geçilmesi mümkün. Bu konu inşallah bu sene değil, ama müteakip sene hayata geçirilebilir. Yani 2017 üniversiteye giriş sınavlarında belki daha az adayın girdiği testlerde az da olsa açık uçlu sorulara yer verilmesi kuvvetle muhtemel. İlk aşamada az kelimeli, belki tek kelimeli veya rakamlı cevapların arandığı sorular daha doğru bir yöntem olacaktır.

Ayrıca YGS ile Lisans Yerleştirme Sınavları'na (LYS) katılan öğrencilerin başarıları arasında bir korelasyon olup olmadığını araştırıyoruz. Bu da, sistemin yalınlaştırılmasında belki bizlere ışık tutacaktır. Aslında YGS pek çok ülkede değişik adlarla görülen lise bitirme sınavı fonksiyonunu icra ediyor. Lise son sınıftan sonra Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından böyle bir sınav yapılabilirse YGS'nin varlık nedeni üzerinde tekrar düşünmek için bir başka sebep daha ortaya çıkar.

KAFA KARIŞIKLIĞI OLMAMASI İÇİN KONUŞMUYORUZ

Gözden kaçırmamamız gereken bir konu da şu; bugün uygulanan sistem programlar için gerekli yeterliği, ehliyeti arayan bir sistem. Ders düzeyi esaslı. Programın aradığı bilgi birikimini sorguluyor. Daha önce tıp, mühendislik, fen bilgisi öğretmenliği aynı puan türü ile öğrenci alırken bu sistemde bu programların aradığı niteliklere göre puan türleri oluşturuluyor. Bu kazancı kaybetmemek gerekiyor. Bugünkü sistem oluşturulurken sadece üniversitelerden değil, bölüm başkanlarından da görüşler alındı. Daha sonra da ölçme değerlendirmecilerin fikirlerine başvuruldu. Sınavların iki haftaya yayılmasına da YÖK değil, o dönem MEB ile yapılan iş birliği sonucu görüşlerine başvurulan lise son sınıf öğrencileri karar verdi. Kısacası bu sistem ilgili bütün paydaşların katılımıyla oluşturuldu. Elbette sistemin gözden geçirilmesinin vakti gelmiştir fakat bu, "illa yenilik ve değişiklik yapmak" için olmamalı. Zira toplum eğitimde sürekli değişiklik yapılmasını tasvip etmiyor, ki ben de bu umumi kanaate katılıyorum. Toplumun bizden beklediği eğitim öğretimde sürekli değişiklik yapmamız değil, her düzeyinde niteliği yükseltmemiz. Mesaimizi buna, yani keyfiyete teksif etmeliyiz. Bu sınavlardan önce adaylarda bir kafa karışıklığı oluşmaması için bu konuda fazlaca konuşmuyoruz.

KONTENJANLARIN KADERİNİ ÖĞRENCİLER BELİRLEYECEK

Yükseköğretim Kurulu, önümüzdeki yıl üniversitelerle ilgili çok önemli bir çalışma yapmaya hazırlanıyor. Üniversiteler denetlenirken bugüne kadar başka kriterlere bakan YÖK denetçileri, eğitim süreci içinde tüm altyapı, derslikler, kütüphane, laboratuvarlar, öğrenci memnuniyeti gibi kriterleri de dikkate alacak. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, bu konuda yapacakları çalışmaları da şöyle anlattı:

Eğitim süreci içinde vakit tayin etmeden yerinde denetim yaparak, altyapı, kütüphane imkanları, eğitim öğretimin niteliği, öğrenci memnuniyeti gibi konuları da inceleyeceğiz. Bundan sonraki kontenjanların değerlendirilmesinde bu konudaki raporlandırmalar da dikkate alınacak.

GARANTÖR ÜNİVERSİTELER DEĞERLENDİRMEDE YER ALACAK

Vakıf üniversitelerinin değerlendirilmesinde, garantör üniversiteleri devreye sokmak istiyoruz. Aynı değerlendirme süreci devlet üniversiteleri için de geçerli olacak. Eğitim sürecinde yerinde denetim yapacağız. Bu husus iyi ile daha iyinin tefrik edilmesini sağlayacak. Kontenjanları buna göre belirleyeceğiz.

Ayrıca kontenjan verirken derse girecek hocaların sayıları ve bu sayılardaki değişmeler, sonraki seneler dikkate alınmıyordu. Üç hoca ile eğitime başlayan bir bölüm, özellikle vakıf üniversiteleri, seneler sonra hala aynı üç hoca ile yüzlerce öğrenciye ders veriyor, ama diğer taraftan da her sene kontenjanlarının artmasını da istiyorlar. Bu kontenjan yükselişlerinde hoca sayılarındaki artışlar da dikkate alınacak. Bu sene aynı ilde, sosyal içerikli ve yoğun talebin olduğu bir program için bir devlet üniversitesi 11 öğretim üyesi ile 40 kontenjan isterken bir vakıf üniversitesi aynı program için üç öğretim üyesi ile 200 öğrenci istedi. Her iki talep de yanlış. YÖK olarak bu talepleri makulleştirmemiz gerekiyor.

BAZI PROGRAMLARIN LİMİTİ OLACAK

Bu yıl belli programlar için üst limit tayin ettik. Genellikle talebin çok yoğun olduğu tıp ve hukuk gibi programlar. Son iki yıldır ön lisans sağlık programlarına da çok yoğun talep var. Bu yarın öbür gün için sistemde bir problem oluşturma potansiyeline sahip. Çünkü diğer taraftan Sağlık Bakanlığı "Tıpta, eczacılıkta ve diğer sağlık programlarında şu işgücü ihtiyaç analizlerine göre öğrenci kontenjanlarını azaltın" diyor. Bazı üniversitelerimiz ise neredeyse sınırsız kontenjan istiyor. Üniversitelerimizle birlikte bunu yönetmeye çalışıyoruz. Bu sene başta tıp ve sağlık programları olmak üzere süreç kontrolünü yapmaya da başlayacağız.

AÇIK UÇLU SORU NEDİR?

Yorum olmayan tek rakam, tek tarih veya tek cevap verilecek soru. Yanıt boşluk doldurma şeklinde olur. Cevapta a, b, c, d, e gibi şıklar yer almaz. Örneğin Türkiye'nin başkenti ......' dır.

(Hürriyet) 

EMNİYET AMİRİ GÖZALTINA ALINDI

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Kocaeli merkezli 7 ilde başlatılan Paralel Yapı operasyonu kapsamında Karabük Emniyet Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri O.Ö. gözaltına alındı.

Kocaeli merkezli İstanbul, Bursa, Adana, Sakarya, Denizli ve Karabük illerinde Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik yapılan operasyonlarda 88 kişinin gözaltına alınmıştı. Operasyon kapsamında Karabük Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Emniyet Amiri O.Ö. de gözaltına alınarak Kocaeli’ne gönderildi. 

Akdağ: ''Sezaryenle doğum insanlık suçudur''

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sezaryenle doğum yöntemiyle ilgili "Suni bir algı ile entelektüel ortam oluşturup ihtiyaç yokken doğum yapacak bir kadını ameliyat ederek çocuğunu tabi yoldan doğurmasını engellemek, bana göre bir insanlık suçudur. Malpraktis dediğimiz kötü hekimlik uygulamasıdır." dedi.

Bakan Akdağ, Ankara'da bir otelde düzenlenen kahvaltılı basın toplantısında sağlık muhabirleriyle bir araya geldi. Yediden yetmişe herkesin, anne karnından kabre girinceye kadar sağlık konusu ile alakalı olduğunu ifade eden Akdağ, ilgilendikleri grubun sadece 79 milyon vatandaş olmadığını, anne rahminde olan bebeklerle beraber 80 milyonluk bir popülasyonla ilgilendiklerini söyledi.

Türkiye'de 2005'li yıllarda kanserle ilgili yaptıkları bir çalışmayı anımsatan Akdağ, bu çalışmanın sonucunda insanların yüzde 70'den fazlasının bilgileri televizyondan öğrendiklerini belirlediklerini söyleyerek, bu konuda medyaya büyük görev düştüğünü vurguladı.

Sağlık Bakanlığı olarak en çok önem verdikleri alanlardan ikisinin "sağlık okuryazarlığı" ve "sağlıklı yaşamı geliştirme" olduğunu ifade eden Akdağ, önümüzdeki dönemde çok yoğun olarak bu mecraları kullanacaklarını söyledi.

Aile hekimleri ve sağlık çalışanlarıyla, hastanelerde kullanılacak ekranlarla, el ilanlarıyla, okullardaki faaliyetlerle bilgilendirme çalışmaları yürüteceklerini belirten Bakan Akdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile de ortak çalışmalar yürüteceklerini dile getirdi. Akdağ, Türkiye'de önümüzdeki 10 yılda sağlık okuryazarlığı ve sağlıklı yaşam bilincinin geliştirilememesi durumunda sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinin riske gireceğine vurgu yaptı.

Sigaradan korunma ve kaçınma, sigara içenlerin sigarayı bırakması, sigara içmeyenlerin sigaraya başlamaması, şişmanlık ve hareketsizlik konularında da çalışmalar yapacaklarını ifade eden Akdağ, "Bu birbiriyle bağlantılı alanlar üzerinde çok hassasiyetle duracağımız, sizlerle buna odaklanacağımız yıllar olacak. Fert olarak sağlıklı olma imkanına kavuşuyoruz bunlardan korunursak. Belki bunlara alkolden kaçınmayı da eklemek lazım. Türkiye'de alkol kullanımı Avrupa ile kıyaslandığında burada avantajımız var. Sigara konusunda birçok Avrupa ülkesinden daha sık kullanımla karşılaşıyoruz. Şişmanlık ve hareketsizlikte ise dünyada süper ligin ilk takımları arasındayız. Finlandiya'da gününü hareketsiz geçiren kişilerin oranı yüzde 25 iken Türkiye'de gününü hareketsiz geçirenlerin oranı ise yüzde 75. Aracımızı iş yerimizin ya da evimizin yüz metre ötesine bile park edemiyoruz. İki ya da üç katlı apartman dairesine asansör ile çıkmak istiyoruz. Düzenli egzersiz yapan vatandaşlarımızın sayısı az." ifadelerini kullandı.

Akdağ, eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'na, "bisiklete binme kampanyası" için teşekkür etti. Bunun önemli bir girişim olduğuna değinen Akdağ, benzer çalışmaların devam edeceğini, toplumda hareket etme alışkanlığının geliştirileceğini söyledi.

Toplumu hastalıklardan koruma açısından bunun önemli bir hedef olduğunu dile getiren Akdağ, ikinci hedefin ise erken tanı olduğunu bildirdi.

Bu kapsamda aile hekimliği ve kanser tarama merkezlerinin çalışmaları sayesinde Türkiye'de kanserle ilgili erken teşhis noktasında, özellikle kolon ve serviks (rahim ağzı) kanserleri konusunda büyük mesafe alındığını söyleyen Akdağ, diyabet ve kronik hastalıklar için de erken tanının önemine işaret etti.

Akdağ, "Hastalanan insanların tedavi edilecekleri yerlere kolay ulaşmaları ve kaliteli hizmet almaları gerekiyor. Bunun için de bütün dünyaya örnek olan ambulans sistemimizin biraz geliştirilmesi gerekiyor. Özellikle metropol kentlerde ve İstanbul'da. Şehirlerde ihtiyacı olan kişilere ambulansın ilk 10 dakika içerisinde ulaşma oranı yüzde 95'lere çıktı. Maalesef bu İstanbul'da yüzde 80'in altında. İstanbul'da yoğun bir trafik var. İlk hedeflerimizden biri de İstanbul'u bu anlamda daha da kuvvetlendirmek." diye konuştu.

Kalp krizi geçiren kişinin, ara merkeze götürülmeden doğrudan müdahale edilebilecek bir sağlık kuruluşuna sevk edilmesine yönelik planlama yapılması gerektiğine işaret eden Akdağ, bu planlamanın, vatandaşın bilinçlenmesi ve onun taşınmasından başladığını belirtti.

Vatandaşın bu konuda "farkında olma" noktasının zayıf olduğunu ifade eden Akdağ, "Birçok insan göğüs ağrısının geçmesini evinde bekleyerek zaman kaybediyor. Ankara'da bir aile dostumuz, orta yaşlı bir erkek göğüs ağrısını "midem ağrıyor" diyerek evinde bekleyerek geçirdi. Ambulans evine gittiğinde hayatını kaybetti. Bir insanın göğsünde ya da göğsüne yakın bir yerde ağrısı varsa bu ağrıyı asla kendine göre yorumlamamalıdır, derhal 112'yi aramalıdır. Bu ağrı basit bir ağrı da çıkabilir. Kas ağrısı dahi olabilir." dedi.

Akdağ, anne ve bebek ölümleri konusunda da Türkiye'nin çok mesafe aldığına değinerek, anne ölümlerinin her yüz bin canlı doğumdan 14'e kadar indirildiğini, bu konudaki hedeflerinin 2023 yılına kadar bunu 10'un altına indirmek olduğunu söyledi. Akdağ, bebek ölüm oranını ise her bin canlı doğumda 5'in altına indirmeyi hedeflediklerini bildirdi.

- "Şehir merkezlerinde gelişmiş aile merkezleri olacak"

Aile hekimliği merkezlerine ilişkin yapılacak çalışmalar hakkında bilgi veren Akdağ, şöyle devam etti:

"Sağlık ocaklarından aile hekimliğine geçerken birkaç basamak yükselmiştik. Aile hekimliği merkezlerini, psikolog, fizyoterapist, ağız diş sağlığı gibi hizmetlerle geliştireceğimiz şehir merkezlerinde biraz daha büyük, kompakt merkezler haline dönüştüreceğiz. Hizmet alma imkanımız daha da artacak. Hastane hizmetleri açısından kamudaki sağlık hizmetini, hastanelerimizde de güçlendirmeye devam edeceğiz. Kamuda verilen sağlık hizmeti ne kadar güçlü olursa özel sektörden de bu ölçüde kaliteli ve hizmet satın alabiliriz. Türkiye'deki özel hastanecilik hizmetlerinin gelişmesi vatandaşlarımızın yararınadır ama belli bir ölçüye kadar. Kamunun verdiği hizmetlerin oranının yüzde 70'in altına düşmemesi lazım. Özel sağlık sektöründen de vatandaşı üzmeyecek, ödeyemeyeceği rakamların çıkarılmayacağı biçimde hizmet satın alabiliriz."

Ailelerin yıkıcı sağlık harcamalarından korunması gerektiğini vurgulayan Bakan Akdağ, bir aile yıllık gelirinin yüzde 40'ını sağlık için harcamışsa buna yıkıcı sağlık harcaması denildiğini belirtti.

Sağlıkta memnuniyet oranlarının yüzde 39'lardan yüzde 75'e çıktığını ifade eden Akdağ, bu oranı yüzde 80'lere çıkarmayı hedeflediklerini bildirdi.

Akdağ, bir önemli hedeflerinin de Türkiye'de sağlık endüstrisini geliştirip gerek ilaç gerek tıbbi ilaç konusunda yerli üretimi sağlamak olduğunu kaydetti.

Şehir hastaneleri projesine de değinen Akdağ, şehir hastanelerinin 41 bin yeni yatakla planlandığını belirtti.

Akdağ, 27 bin yatağının ihale edildiğini, geriye kalan 14 bin yatağın da önümüzdeki bir yıl içinde ihale edilmesinin planlandığını dile getirerek, bu yıl içerisinde Mersin ve Yozgat şehir hastanelerinin hizmete gireceğini aktardı.

Şehir hastanelerinin geniş bir kampüs, tamamen yeşil bir çevre ve vatandaşın hastaneye adım attığı andan itibaren her aşamada konfor ve hizmete erişiminin kolaylaştırıldığı bir şekilde planlandığını anlatan Akdağ, "Doktorların ve diğer sağlık çalışanlarının farklı hastaneler arasındaki ilişkiyi kolayca kurabilecekleri bir ortam. Bilkent'teki kampüste 8 ayrı hastanemiz var. Bu 8 ayrı hastane, binanın hiç dışına çıkmadan binaların içindeki geniş yürüme yollarıyla birbirine ulaşabilecek durumda. Bu kadar geniş bir alanda en uzak iki nokta arasında mesafe yürünerek geçilecek şekilde olacak. Bunlar kamu-özel ortaklığı ile yapılıyor. Patron her zaman devlet olacak." dedi.

- "Sezaryen insanlık suçudur"

Akdağ, sezaryen konusu her gündeme geldiğinde muhalefet eden birilerinin çıktığını belirterek, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ), ülkelerde sezaryen uygulamasının ortalama yüzde 15 ila 20 olmasının tıbbi ihtiyaçları karşıladığını raporladığını anımsattı. Akdağ, dünyanın en gelişmiş İskandinav ülkelerinde sezaryen oranlarının yüzde 15-20 civarında olduğunu, Türkiye'de ise bu oranının yüzde 50'nin üzerine yükseldiğini belirtti.

Akdağ, şöyle devam etti:

"Suni bir algı ile entelektüel ortam oluşturup ihtiyaç yokken doğum yapacak bir kadını ameliyat ederek çocuğunu tabi yoldan doğurmasını engellemek bana göre bir insanlık suçudur. Malpraktis dediğimiz kötü hekimlik uygulamasıdır.

Bundan birilerinin çıkarı var. Kamu hastanelerinde sezaryen oranları yüzde 35'lerde iken özel hastanelerde sezaryen oranları yüzde 65'lerde. Bu size bir şeyler söylemiyor mu? İhtiyaç olduğunda sezaryen kaçınılmaz bir gerekliliktir ve elbette yapılmalıdır. İhtiyaç yokken sezaryen yapılması kötü hekimlik uygulamasıdır. Yerine göre para kazanma hırsından, yerine göre hamile kadının yanlış yönledirilmesinden, yerine göre de orada işlerin bir an önce bitirilme arzusundan kaynaklanıyor.

Doğum yapan hanımlar bilirler, ilk doğum uzun sürer. Sağlık kuruluşu için de oradaki ekip için de hamile kadını ameliyathaneye alıp narkoz verip karnını yarıp bebeğini çıkarmak çok pratik görünüyor. Bu çok yanlış bir uygulama. Açıkçası bu işi yapanların zihniyeti açısından en hafifi ile istismardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Sağlık Bakanı olarak buna gücüm yettiğince müsaade etmeyeceğim."

Ramazan öncesinde de tavsiyelerde bulunan Akdağ, iftarda ve sahurda fazla yemek yenmemesini önerdi. Akdağ, ramazanın bir İslami ibadet olduğunu ifade ederek, buna riayet eden kişilerin diğer İslami kurallara riayet etmelerinin de sağlıkları açısından iyi olacağını söyledi.

Akdağ, "Bugün ilan etmiyorum ama bu hususta başlatacağımız bir kampanya ile ben de kaç kilo vereceğimi Türk halkına ilan edeceğim. Kendimi de taahhüt altına sokacağım." dedi.

(AA) 

Yeni Anayasa'yı yapıp, başkanlığı getireceğiz

Yıldırım, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen partisinin 109. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, geçmişte cumhurbaşkanlarının Türkiye'de siyaset oyununun hep bir parçası olduğunu belirtti.

Kapılar arkasında "o emekli paşayı mı seçelim, bu hatırlı hakimi mi seçelim" diye konuşulduğuna değinen Yıldırım, "Öyle şey yok, öyle bir dünya yok. Milletten başka güç vehmedilen kim olursa olsun bu millete hakarettir" ifadesini kullandı.

Bununla ilgili eski alışkanlıkların bittiğini, eski çamların bardak olduğunu söylediklerini anımsatan Yıldırım, şöyle devam etti:

"Gelin millet ne diyorsa onu yapın. 'Yok.' Peki siz mi öyle yaptınız? Madem öyle işte böyle, 'Tekrar millete gidiyoruz' dedik. Gittik mi? Gittik, millet dersini verdi mi? Millete giderken dedik ki 'Biz yol, okul, hastane yaptık, istediğiniz her şeyi yaptık. Bunlar bizim işimizdi, sizin ihtiyacınızdı, bunları yapmak bir lütuf değildi. Ekonomiyi düzelttik, somunumuzu büyüttük, herkesin daha fazla refahtan pay almasını sağladık ama gördük ki eksik bir şey var. Vesayet odakları hala sizin vermediğiniz yetkiyi kullanmaya çalışıyor. Buna ne diyorsunuz?' Millet kükredi, 'Olur mu böyle şey kardeşim, herkes işine baksın' dedi. 'Biz kime yetkiyi verdiysek ondan hesap sorarız o da AK Parti'dir. AK Parti'den Allah razı olsun bugün kadar istediğimiz her şeyi yaptı, hadi size şimdi yüzde 47 bundan sonra mazeret getirmeyin'. Geldik dedik ki 'Her cumhurbaşkanı seçiminde bu tabloyla karşılaşmaya lüzumu yok.' Gelin, bunu dolambaçlı, dolaylı yollardan seçmeyelim, vatandaş kendisi, cumhurun kendisi başkanını seçsin."

Yıldırım, bununla ilgili anayasa değişikliğini yaptıklarını belirterek, "Bu değişiklik Türkiye'de, Türk demokrasi tarihinde bir dönüm noktası. Nedir? Artık milletin cumhurbaşkanını millet kendisi seçiyor" diye konuştu.

"Çok bilmiş adamların", bazılarının "Anayasada cumhurbaşkanı sorumsuzdur, semboliktir" dediğine işaret eden Başbakan Yıldırım, şunları ifade etti:

"21-22 milyon vatandaşın önüne gidip onlardan destek isteyen cumhurbaşkanı 'Ben bir işe karışmam' diyebilir mi? Siyasette böyle bir şey var mı? Anayasa ne söylerse söylesin, Cumhurbaşkanımızın fiili olarak siyasi sorumluluğu doğmuştur. Anayasa darbe anayasasıdır. Fiili durumla anayasanın şu anda birbiriyle uyumlu hale getirilmesi gerekir. AK Parti'nin, AK Parti'ye gönül veren milyonların önündeki en önemli görev budur. Milletin yollarını aştık, tünellerle dağları geçtik, köprülerle vadileri birleştirdik, şimdi yeni anayasa ve sistemin yolunu açma zamanıdır. Bu yolu da AK Parti teşkilatları olarak milletimizle beraber açacağız. Hazır mısınız kardeşlerim? Zor işleri hep milletimize götürüyoruz ama bu bizim tercihimiz değil. Milletimizin bize verdiği yetki kadar yapıyoruz, ilave yetkiye ihtiyacımız olunca da yine millete gidiyoruz. Burada da evelallah Türkiye'nin ihtiyacı olan, gelişen, büyüyen Türkiye'nin işini görmeyen, görmekte yetersiz kalan bu anayasayı mutlaka değiştirmemiz gerekiyor."

- "Bu onura onlar da ortak olsun"

Herkesin anayasa değişikliği istediğine, bu yöndeki söylemleri 15 senedir dinlediğine dikkati çeken Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Hiç 'Anayasa değişmesin' diyen yok. Niye değişmiyor? Herkesin istediği bir şey niye olmuyor? Demek ki burada bir samimiyet sorunu var. Yani memleketi, milleti düşünmek değil de 'Efendim anayasa değişikliğini AK Parti yaparsa bundan siyaseten AK Parti nemalanır'. Kardeşim millet kazanacaksa, bizim liderimiz ne diyor: 'Eğer millet kazanacaksa biz kaybedelim, hiç önemi yok'. Bizim bakışımız bu. Biz yarını değil yeni nesillerimizin geleceğini düşünüyoruz. Hepimiz faniyiz, gelip geçiciyiz ancak bu güzel memleketi ileriye, torunlarımıza, gençlerimize bırakırken bir hoş sedayla anılmak hepimizin arzu ettiği, istediği bir şeydir. Sorunları torunlara bırakarak bugünlere gelen parti değil AK Parti, dağ gibi sorunları dağ gibi hizmetlere dönüştürerek bugünlere gelen partinin adıdır AK Parti. Onun için bu meseleyi çözecekse yine AK Parti çözecek, yeni anayasayı da yapacağız, başkanlık sistemini de bu ülkeye, Türkiye'ye getireceğiz. İstiyoruz ki bu yapılacak yeni anayasaya siyasi partilerin, rakiplerimizin de bir katkısı olsun, bu onura onlar da ortak olsun, biz bunu istiyoruz. Başka bir hesabımız yok."

- "Kararı millet verecek"

Yıldırım, bununla ilgili defalarca çağrı yaptıklarını, bir araya geldiklerini, "herkes eşit olsun, söyleyeceğini söylesin" dediklerini hatırlatarak, "Ama günün sonunda baktık ki bunların niyeti başka. O halde daha fazla beklemek bu millete haksızlık olur. Ne yapacağız? AK Parti olarak 78 milyonun bir tek ferdini bile dışarıda bırakmayacak bir anayasayı, anayasa teklifini mutlaka bu Meclis'in gündemine getireceğiz" diye konuştu.

Ondan sonra kararın Meclis'te olduğunu belirten Başbakan Yıldırım, "Biz görevimizi yapacağız. İnanıyorum ki bu yüce Meclis, savaş şartlarında bile Türkiye'nin bugünkünden daha güzel, daha ilerici anayasasını yapan bu Meclis bu sefer de bu tarihi sorumluluğu en iyi şekilde yapacak ve anayasasını bu milletin beklediği yönde gerçekleştirecek" ifadesini kullandı.

Yıldırım, olmaması durumunda adresin belli olduğuna vurgu yaparak, "Millet. Millete tekrar gideceğiz. Kararı millet verecek. Her zaman siyasetin tıkandığı, siyasetin çözüm üretemediği yerde çare millettir, sandıktır" dedi.

(AA) 

Temabank Temalar

Bilgili Genc

Notdefteri

simplemachines